Dolar 37,9991
Euro 41,2190
Altın 3.712,09
BİST 9.649,53
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 18°C
Çok Bulutlu
İstanbul
18°C
Çok Bulutlu
Cum 19°C
Cts 18°C
Paz 17°C
Pts 16°C

Stratejik Değişimler

24 Mart 2025 15:09

Dünya üzerinde İstanbul’u fethederek yeni bir çağ açan Fatih Sultan Mehmet’ten sonra Avrupa’da ortaya çıkan rönesansın getirdiği değişimler ile teknolojik ve ekonomik gelişmeler sonucu sosyolojik değişikliklerle yeni emperyalist güçler ortaya çıkmıştır. Bu emperyalist güçler yeni sömürgeler ve yeni bağımlı veya taraf ülkeler yaratmasına neden olmuştur.Birinci dünya savaşı sonrasında Osmanlı İmparatorluğu’nun bir oldu bitti ile yıkılması ve toprakları üzerinde yeni ülkelerin kurulması ile dünya haritasında yeni sınırlar belirlenmişti. Özellikle Almanya’nın dünya hâkimiyeti isteğinin, Hitlerin faşist ideolojisi ile birleşmiş ve ikinci dünya savaşı Almanya’nın ikinci kez yenilgisiyle sonuçlanmıştır. İkinci dünya savaşı, önce Almanya’da olmak üzere dünya haritasında da birçok değişikliklere neden olmuştur. Bu değişiklikler yeni ekonomik dengeler ve yeni emperyal güçler ortaya çıkarmıştır.

Bu emperyal güçler tarafından dünya adeta paylaşılmıştır. Birinci dünya savaşının etkin gücü Rusya, İngiltere iken Çarlık Rusya’sı yıkılarak komünist devrim gerçekleşmiştir. Rusya, iç gerilimleri nedeniyle, bu arenadan geri çekilince bu alanlar İngiltere ve ABD’nin elinde kalmıştır.

Osmanlı İmparatorluğu’nun toprakları üzerinde; İngilizlerin birçok uluslararası, diplomatik politikaları/oyunları sonucu binlerce şehit ve gazi vererek Anadolu ve Doğu Trakya da imkânsızlıklar ve perişanlıklara rağmen bir Türkiye Cumhuriyeti devleti kurulmuştur. Kurulan Türkiye Cumhuriyeti devleti; kimine göre laik yapısı kimine göre devrimleri açısından, dışarıda çok sayıda ülke ve güçleri rahatsız ettiği gibi içeride de bir takım çevreleri huzursuz etmiştir.İmkânsızı başaran yeni Türk devleti çoğu ülkelerde görülmeyen hem laik yapısı hem de inanç sistemi ile dünya üzerinde farklı bir yere sahipti. Bu nitelikleri nedeniyle güç odaklı ülkeler yeni Türk devletini saflarında görmek istiyordu. O saflarda yer almazsa askeri ve ekonomik yardım göremeyeceği gibi dünya pazarında da yerini alamayacaktı. Bu emperyal güçlerden biri olan İngiltere, kurtuluş savaşı sonrası müttefik gördüğü yeni Türk devletinin yanında olmaya, dünya pazarına dahil etmeye kararlıydı. Bu birliktelik ikinci dünya savaşına kadar inişli ve çıkışlı olarak devam etti. Ancak ikinci dünya savaşı sonrası ekonomik zorluklar nedeniyle bu birlikteliği tam 27 yıl sonra ABD’ye devretmek zorunda kaldı.

1 Nisan 1947… Türkiye’de ABD hakimiyeti mi başlıyor? ABD kongresi İngiltere’nin yardımlarının ABD tarafından yapılması gerektiği konusunda karar alıyor ve bu karar içerisinde Türkiye’de var.

78 yıl önce; 21 Şubat 1947 Cuma gününün öğle saatlerinde, İngiltere’nin ABD’deki Büyükelçisi’nin sekreteri olan Lord Inverchapel, ABD Dışişleri Bakanlığı’nı aradı. İngiltere Büyükelçisi onu George Marshall’a Yunanistan ve Türkiye ile ilgili çok önemli bir bilgiyi aktarmak üzere görevlendirmişti. Lord, randevu istedi (Satterthwaite, 1972: 74). İngiltere’nin Amerika Birleşik Devletleri’ne verdiği bu çok önemli bilgi, İngiltere’nin bir süredir Türkiye ve Yunanistan’a vermekte olduğu ekonomik ve askeri yardımı (!) artık veremeyeceğiydi. (Sönmezoğlu, 2006: 37). İngiltere artık ekonomik olarak zor durumdaydı ve haliyle Türkiye ve Yunanistan’a yaptığı yardım (!) 1 Nisan 1947’de resmen kesilecekti. Amerika Birleşik Devletlerine Türkiye ve Yunanistan ile ilgili ayrı ayrı verdiği memorandumlarda İngiltere, Türkiye’nin Batı savunması için ehemmiyetini belirterek Türkiye’nin hem askeri hem de ekonomik yönden desteklenmesi gerektiğini, İngiltere’nin artık bu yardımı sürdüremeyeceğini ve hatta Yunanistan’daki askerlerini dahi geri çekmek zorunda bulunduğunu ve dolayısıyla artık bu sorumluluğun Amerika Birleşik Devletleri’ne düştüğünü belirtiyordu. (Fahir Armaoğlu, 1984: sayfa 441-442) Böylece İngiltere, II. Dünya Savaşı’na kadar devam eden dünya siyaset sahnesindeki rolünü bir anlamda Amerika Birleşik Devletleri’ne bırakıyordu.O tarihlerde İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri’nin ortak endişesi, Yunanistan’da devam etmekte olan iç savaş ve karışıklıktan sonra aşırı solcu bir iktidarın işbaşına gelmesi ve böylece Sovyet etki alanının içine Yunanistan’ı da alacak bir biçimde güneye doğru genişlemesiydi. Başkan Truman’a göre, Sovyetler Birliği Yunanistan’dan sonra Türkiye’yi de denetim altına alacak olursa, Amerika Birleşik Devletleri ve Batı Avrupa için yaşamsal öneme sahip Orta Doğu, Sovyet etki alanı içine girebilirdi. (Oral Sander, 2007: 258; Jackson, 1979: 1049)

Bu gelişmeler üzerine Başkan Truman, ilk olarak Dışişleri Bakanı George Marshall, Savaş Bakanı Robert Patterson ve Donanma Bakanı James Forrestal ile görüştü. Daha sonra da Dean Acheson ve Henderson’la görüşen ABD Başkanı, İngiltere’nin 1 Nisan 1947’de Türkiye ve Yunanistan’a karşı keseceği yardımın Amerika Birleşik Devletleri tarafından verilmesi yönünde karar aldı. (Satterthwaite, 1972: 76) 4.2 Doktrin’in İlanı Amerika Birleşik Devletleri’nin Türkiye ve Yunanistan’a yardım edebilmesi için Kongre’yi ikna etmesi gereken Başkan Truman, 12 Mart 1947’de Kongre’de bu konuyla ilgili bir konuşma yaptı. (Baskın Oran, 2002: 528).18 Truman, daha sonra “Truman Doktrini” olarak anılacak olan tarihi konuşmasında özetle; Amerikan Hükümeti’nin Yunanistan Hükümeti’nden acil bir mali ve iktisadi yardım çağrısı aldığını, Yunanistan’daki Amerikan Ekonomik Misyonu ve ABD Büyükelçisi’nin raporlarından “Yunanistan’ın özgür bir ülke olarak kalabilmesi için söz konusu yardımın gerekli olduğunun” anlaşıldığını, Yunanistan’ın varlığının komünistlerce yönetilen birkaç bin silahlı kişi tarafından tehdit edildiğini, Yunanistan Hükümeti’nin mevcut durumla baş edemediğini, Yunan ordusunun küçük ve zayıf olduğunu, bundan dolayı kendi kendine yeten ve kendi kendine saygısı olan bir demokrasi olabilmesi için Yunanistan’a yardım yapılması gerektiğini ABD kongresi ile paylaştı.

Yunanistan’a ilişkin cümlelerini bitirdikten sonra Truman, Yunanistan’ın komşusu olan Türkiye’nin de ABD’nin ilgisini hak ettiğini söyleyerek, Türkiye’nin ABD ve Batı dünyası için taşıdığı önemin altını çizdi. Truman’a göre, “Bağımsız ve iktisadi açından istikrarlı bir devlet olarak Türkiye’nin geleceği dünyanın özgürlük sever halkları için, Yunanistan’ın geleceğinden daha az önem taşımamaktaydı.” Türkiye’nin içinde bulunduğu şartların Yunanistan’ınkinden farklı olduğuna ve savaş sırasından ABD ve İngiltere’den Türkiye’ye malzeme yardımında bulunulduğuna işaret eden Truman, “Yine de Türkiye bizim desteğimize ihtiyaç duymaktadır. Savaştan beri Türkiye, ulusal bütünlüğünün sağlanması için elzem olan modernizasyonu gerçekleştirebilmek için ABD ve İngiltere’den ek yardımlar istemiştir. Bu bütünlük, Orta Doğu’da düzenin korunması için gereklidir.

İngiltere Hükümeti, içinde bulunduğu güç durum nedeniyle Türkiye’ye daha fazla mali ve iktisadi yardım yapamayacağını ABD’ye bildirmiştir.” Yunanistan gibi Türkiye’de ihtiyaç duyduğu yardımı almalıdır. ABD bunu vermelidir” Kongre, ikna oldu. (Baskın Oran, 2002: sayfa 528-529) Bütün bu sözlerin anlamı şuydu: Türkiye’nin yeni sahibi Amerika idi. Türk subayları artık ABD’de eğitilecekti.ABD ve 12 Ülke tarafından 4 Nisan 1949’da kurulan NATO şemsiyesi altında İngiltere’den öğrendiği küresel oyunları Türkiye’ye ve diğer müttefiklerine de uygulayacaktı. ABD’de iç istikrarın sağlanması, yeni ekonomik alanlar açılması, doğu blokuna karşı güç sağlanması ve emperyal planların gerçekleşmesi için NATO’nun genişlemesi şarttı. Öylede oldu, NATO’ya üye ülkelerin sayısı sonraki yıllarda 20’ye çıktı.

Amerika ile birlikte 1920’li yıllarda kaldığı sanılan askeri darbeler de başlayacaktı. Amerika, hoşuna gitmeyen bir durum olduğunda denetlediği Türk subaylarına askeri darbeler yaptıracaktı. Türk, sinemalarında Amerikan filmleri gösterilecekti. Türkiye küçük Amerika olacaktı. Amerikan pazarlarından alınmış kot pantolonlar giyilecek ve gururlanılacaktı.

İlerleyen yıllarda öyle de oldu Marshall yardımları, askeri ve ekonomik yardımlar sürdürüldü. Bu yardımlar sonucu Türkiye’de ki önemli sanayi kuruluş ve teşebbüsleri kapatıldı veya planlananlar, planlardan kaldırıldı. Türkiye’deki hükümetler arka arkaya aynı bu hatalara devam etti. ABD yönlü ihtilaller ve muhtıralar Türkiye’nin gelişmesini engelledi. Türkiye, NATO müttefiki olmasına rağmen, 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı sonrası uygulanan askeri ve ekonomik ambargolara kadar farkında olmadı veya yokmuş gibi davrandı. Fark ettiğini açık ettiğinde de çoktan iş bitmiş, Türkiye irtifa kaybetmişti.Türkiye yeni arayışlarla doğu blokuna, bloksuzlara yöneldi, Türkiye’deki bazı ABD ve NATO üsleri kapatıldı veya hareket alanları kısıtlandı. Bu dönemdeki siyasi ve ekonomik istikrarsızlık 12 Eylül 1980 ihtilaline kadar devam etti. Sonraki dönemlerde de Türkiye müttefiki görünen iç dış bazı çevrelerce Türkiye’de istikrar ve gelişme olsun istenmedi, hep engeller konuldu. Yapay sorunlarla oyalanarak enerjisi kaybettirildi.

Türkiye’de 80’li yılların ortalarına doğru içeride faaliyete geçen ve gücünün 1/3’ni kemiren terör günümüze kadar devam etti. Türkiye’nin askeri ve ekonomik gücünü zayıflatmak adına türlü entrika ve oyunlar düzenlendi. Bugün Suriye’de orduya dâhil edilmesiyle kendisini sonlandıran terör örgütü, dağılma kararı alsa da almasa da sona gelmiş, gücünü kaybetmiştir.

Dünya, 21. yüzyılda tarihinde hiç görülmemiş bölgesel ve küresel askeri ve ekonomik çatışmalara ve gelişmelere neden olmuştur. Komünist Sovyetlerin çöküşü ile soğuk savaşlar sona ermiş, yeni güç ve küresel hâkimiyet çatışmaları değişik alanlarda sürmektedir. Bu alanlarda hâkimiyet sürekli el değiştirmeye devam etmiştir. Böylece küresel güçler küresel ekonomiye de yön verir duruma gelmiştir. Bugün Ortadoğu’da İsrail, Suriye ve Ukrayna gibi bölgelerde yaşanan savaşlar bunu net bir şekilde ortaya koymaktadır.Suriye üzerinden gelişen olaylar ve stratejik politikalar, Türkiye’de politik ve askeri çıkarları olan ABD başta olmak üzere İsrail, İran gibi bazı ülkelerin PKK/PYD terör örgütüne gizliden veya açıktan destek verdikleri görülmüştür. Suriye’deki bu süreçle birlikte Türkiye’nin de içinde bulunduğu oyun kurucu rolüne engeller konulmaya çalışılmaktadır. Ukrayna NATO’nun, dolayısıyla ABD’nin son sınırı olacaktı, ancak Ukrayna’ya rağmen ABD ve Rusya anlaştı. Ukrayna’nın içinde olmadığı ama toprakları ve yer altı zenginlikleri üzerinden yapılan pazarlıklar.

Ukrayna’yı ve AB’yi uzak tutan bu pazarlıkta Avrupa’da ABD’li veya ABD’siz NATO’yu dışarıda tutarak, Rusya ve Türkiye’den taraf olunabilecek mi?

‘Küreselci Biden’dan sonra ‘Ulusalcı Trump’ politikalarının hüküm sürdüğü yeni dönemde AB’nin güvenliğini sağlamayacağını belirten NATO’nun dolayısıyla ABD’nin blokta bulunması, AB açısından bir anlam taşımamaktadır.

2021 ve 2025 yılları arasında Avrupa ülkeleri arasında en güçlü ve en çok ekipmanı bulunan ülkeleri sıralayan Yunan basını, Rusya’nın 2 bin 800 ve üzeri savaş aracı bulunurken, 4 bin ve üzeri topçu sistemlerinin mevcut olduğu ve 47 sualtı aracına sahip olduğunu açıklamıştır.Analize devam eden Yunan basını, Avrupa ülkeleri arasında en çok araca sahip olan Türkiye’nin 2 bin 248 savaş aracı, 1.900 topçu sistemleri, 253 hava kuvvetleri aracı ve 12 sualtı aracının bulunduğunu açıkladı. Atina’nın savunma gücüne de değinen komşu basını, Yunanistan’ın ise 1.345 savaş aracı, 1.125 topçu sistemi ve 10 su altını bünyesinde barındırdığını ifade etmiştir.

Dünya güvenlik çemberinin son durağı olan Türkiye, etnik, coğrafi ve inanç unsurları ile doğu Avrupa’nın son noktası, Ortadoğu’nun kilit ülkesi, NATO’nun, Avrupa ve Asya’nın başlangıç ve bitiş coğrafyası olarak önemini halen korumaya devam etmektedir. İki kutuplu bir küresel yapıya doğru sürüklenen dünya ülkelerinin Avrupa Birliği, İslam Ülkeleri Birliği, Türk Cumhuriyetleri Birliği gibi oluşumlar açısından Türkiye’nin nerede konumlandırılacağı belirsizliğini ve kararsızlığını korumaktadır. Bu oluşumların önderi olma konumunu, Türkiye’nin kendi durumunun belirleyeceği de asla göz ardı edilmemelidir.Filistin sorunu, Gazze, Suriye ve PKK/PYD terör örgütünün içerideki siyasi uzantısı ile diğer yurt dışı askeri ve ekonomik bloklarla ilişkiler, NATO, ABD politikaları ve Ukrayna-Rusya arasındaki savaşın ileriki aşamalarında nereye evrileceğini hep birlikte göreceğiz.

 

Bu süreçten Türkiye lehine sonuçlar alınmasını umuyor ve bekliyoruz.

Türk İslam âleminin Ramazan Bayramını tebrik ediyorum.

Sağlıkla kalın.

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.